Yargıtay’dan tarihi karar! Kahvehaneye giden eş ‘ağır kusurlu’ bulundu… Bu hüküm neleri değiştirecek?
Boşanma davalarında kusur oranlarının belirlenmesinde Yargıtay’dan ezber bozan yeni bir emsal karar geldi. Aile mahkemesinde görülen bir davada, eşine...
Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan bir çiftin karşılıklı açtığı boşanma davasında, Yargıtay milyonlarca evliliği yakından ilgilendiren emsal niteliğinde bir karara imza attı. Davacı kadının mahkeme dilekçesinde yer verdiği iddialar ve uğradığı psikolojik şiddet, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gözler önüne serdi.
HEM EKONOMİK HEM PSİKOLOJİK ŞİDDET UYGULADI
Genç kadın, eşinin kendisini sürekli rızası dışında ailesinin evine gitmeye zorladığını, itiraz ettiğinde ise fiziksel şiddete başvurduğunu belirtti. Kocasının evle hiç ilgilenmediğini, vaktinin büyük kısmını kahvehanede arkadaşlarıyla geçirdiğini ifade eden davacı, evin elektrik, doğalgaz, kıyafet ve seyahat gibi tüm temel giderlerini tek başına karşılamak zorunda kaldığını dile getirdi.
Haberin DevamıHaberlerimizi Google’da Takip EdinEn güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’da tercih edilenkaynak olarak ekleyin"KEL VE KOCA BACAKLI" DİYEREK HAKARET ETTİ
Dava dilekçesinde en dikkat çeken kısım ise kocanın eşine yönelik sarf ettiği kırıcı ifadeler oldu. Kadının iddialarına göre, eşi kendisine sık sık şu sözlerle psikolojik şiddet uyguladı:
"Maaşın olmasa seninle asla evlenmezdim. Saçların dökülüyor, kel kalmışsın. Koca bacaklı, bu çirkini nasıl aldım, gözüm kör mü oldu?"
Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri
AdSoyadıE-Posta AdresiBülten SeçimleriGün BaşlıyorGün SonuETK Kuralları ve Bilgilendirme Metnikapsamında onay veriyorum.Abone Ol100 BİN TL TAZMİNAT TALEBİ
Uğradığı ağır hakaretler ve ekonomik sömürü karşısında evliliği sürdürmesi mümkün olmayan kadın, mahkemeden boşanma kararı verilmesini talep etti. Dilekçede ayrıca yaşanan manevi çöküntü ve maddi kayıplar gerekçe gösterilerek 50 bin TL maddi, 50 bin TL manevi olmak üzere toplam 100 bin TL tazminat ödenmesi istendi.
Yargıtay’ın bu başvuruyu haklı bularak verdiği karar, bundan sonra açılacak boşanma davalarında "ekonomik sömürü ve fiziksel özelliklerle alay etme" konularında çok güçlü bir emsal teşkil edecek.
KAHVEHANE ALIŞKANLIĞI TEK BAŞINA KUSUR SAYILIR MI?
Konunun detaylarını konuştuğumuz Avukat Elvan Kılıç’a “davada kahvehane alışkanlığı öne çıkıyor ama içeride fiziksel şiddet ve hakaret de var. Tek başına kahveye giden bir eş bu karara göre doğrudan ağır kusurlu sayılır mı?” diye sorduk.
Haberin Devamı“Bu karar, yalnızca kahvehaneye gitme davranışının tek başına ağır kusur sayıldığı şeklinde okunmamalıdır. Boşanma davalarında kusur değerlendirmesi yapılırken mahkeme, eşlerin münferit bir davranışını değil, evlilik birliği içerisindeki tutum ve davranışların bütününü değerlendirir” diyen Kılıç ekledi:
“Habere yansıyan olayda da sadece kahvehaneye gitme alışkanlığından söz edilmiyor. Eşin sürekli kahvehanede vakit geçirerek evi ve eşini ihmal ettiği, özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bıraktığı, evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, ayrıca hakaret, psikolojik şiddet ve fiziksel şiddet iddialarının bulunduğu görülüyor. Bu nedenle ağır kusur değerlendirmesinin, bu davranışların birlikte evlilik birliğini temelinden sarsması nedeniyle yapıldığı kanaatindeyim.”
Haberin DevamıTek başına kahveye gitmenin, arkadaşlarla vakit geçirmenin veya sosyal hayata sahip olmanın boşanma hukukunda doğrudan ağır kusur anlamına gelmediğinin altını çizen Elvan Kılıç, “Ancak bu davranış süreklilik kazanır, eşin yalnız bırakılmasına, evin ve ailenin ihtiyaçlarının ihmal edilmesine, ekonomik sorumlulukların yerine getirilmemesine ve evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesine yol açarsa artık hukuken kusur değerlendirmesine konu olabilir” diye konuştu.
SORUN SOSYALLEŞMEK DEĞİL, AİLE HAYATINI İHMAL ETMEK
Peki bir kişinin arkadaşlarıyla vakit geçirmesi veya kahveye gitmesi, hukuken hangi noktadan sonra ‘evi ihmal etmek’ sayılır?
Elvan Kılıç, “Eşlerin sosyal hayatlarının olması son derece doğaldır. Hukuk, eşlerden sosyal yaşamlarını tamamen terk etmelerini beklemez. Ancak Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği eşlere birlikte yaşama, sadakat, dayanışma ve aile birliğinin gerektirdiği sorumluluklara katılma yükümlülüğü yükler. Bu nedenle sorun, kişinin kahvehaneye gitmesi değil; bu alışkanlığın aile hayatını sistematik biçimde zedeleyen bir ihmale dönüşüp dönüşmediğidir” dedi ve ihmalin başladığı noktayı anlattı:
Haberin Devamı-- Mahkemeler bu noktada özellikle davranışın sürekliliğine, evlilik birliği üzerindeki etkisine, eşin yalnız bırakılıp bırakılmadığına, evin ekonomik ve günlük ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığına, özel günlerde ve sosyal yaşamda eşin sürekli ihmal edilip edilmediğine, çocuk varsa çocukların bakım ve gözetiminin aksayıp aksamadığına bakar.
-- Ayrıca bu davranışın hakaret, şiddet, ekonomik ilgisizlik veya psikolojik baskı gibi başka kusurlu davranışlarla birleşip birleşmediği de önemlidir.
-- Delillendirme bakımından tanık beyanları, taraflar arasındaki mesajlaşmalar, ekonomik kayıtlar, ödeme belgeleri, sosyal çevrenin anlatımları, kolluk veya sağlık kayıtları, varsa şiddet/hakaret iddialarına ilişkin belgeler önem taşır.
Haberin Devamı-- Mahkeme, tüm bu delilleri birlikte değerlendirerek davranışın sıradan bir sosyal alışkanlık mı, yoksa evlilik birliğini temelinden sarsan bir ihmal hali mi olduğuna karar verir.
Bir eşin sürekli olarak ev dışında vakit geçirmesi, diğer eşi yalnız bırakması, aile bütçesine ve evin ihtiyaçlarına katkı sunmaması, özel günlerde ve sosyal yaşamda eşini ihmal etmesi; hele ki bu davranışlar hakaret, psikolojik şiddet veya fiziksel şiddet iddialarıyla birleşiyorsa, artık bu durum evlilik birliğini temelinden sarsan ağır bir kusur olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle karar, “kahveye giden herkes ağır kusurludur” şeklinde değil, “sosyal alışkanlık adı altında evlilik sorumluluklarının sistematik biçimde ihmal edilmesi boşanmada kusur doğurabilir” şeklinde okunmalıdır.
Avukat Elvan Kılıç“SENİ SEVMİYORUM” DİYEN EŞ DE KUSURLU BULUNMUŞTU
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, geçtiğimiz haftalarda bir boşanma davasının temyiz incelemesinde aile hukukuna yönelik emsal teşkil edecek önemli bir karara daha imza atmıştı. Karşılıklı açılan boşanma davasında yerel mahkeme, eşine şiddet uygulayan erkeği tam kusurlu bularak çiftin boşanmasına hükmetmişti.
Ancak erkeğin temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, davacı kadının başkalarının yanında eşine yönelik aşağılayıcı ifadeler kullandığını ve "Eşimi sevmiyorum, sevgim bitti" dediğini tespit ettmişti. Bu sözleri kusurlu davranış olarak kabul eden ve erkeğin de dava açmakta haklı olduğuna hükmeden Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozarak "Seni sevmiyorum" ifadesinin de yasal bir boşanma sebebi ve kusur sayılacağını karara bağlamıştı.
KUSUR DEĞERLENDİRMESİ TEK CÜMLE ÜZERİNDEN YAPILMAZ
Öncelikle Yargıtay’ın bu kararının evlilik içinde tarafların birbirine hislerini dürüstçe söylemesini tamamen kusur haline getirmediğinin altını çizen Elvan Kılıç, “Kararı yalnızca ‘seni sevmiyorum demek kusurdur’ şeklinde okumak hukuken eksik ve hatalı olur. Boşanma hukukunda kusur değerlendirmesi tek bir cümle üzerinden değil, tarafların evlilik birliğine, birbirlerinin kişilik haklarına, saygınlığına ve ortak hayatın sürdürülebilirliğine etkisi üzerinden yapılır” dedi ve ekledi:
“Bu kararda dikkat edilmesi gereken nokta, kadının yalnızca eşine ‘seni sevmiyorum’ demesi değil. Kararda, kadının başkalarının yanında eşini küçük düşürücü ifadeler kullandığı, eşini aşağıladığı ve bununla birlikte ‘eşimi sevmiyorum, sevgim bitti’ dediği belirtiliyor. Dolayısıyla Yargıtay’ın kusur kabul ettiği davranış, duyguların dürüstçe ifade edilmesinden ziyade, eşin üçüncü kişiler önünde aşağılanması ve evlilik birliğini zedeleyen bir tutum sergilenmesi oluyor.”