İçinde kolajen olmayan ‘kolajen’ tuzağı! Bakanlık aylar önce ifşa etti, hâlâ kapış kapış satılıyor
Tarım Bakanlığı’nın sağlığı tehlikeye düşüren gıdalar listesindeki şoke eden gerçekler aylar önce yayınlanmış ve çok konuşulmuştu. Bazı ürünlerde etikette...
Tarım Bakanlığı’nın 'sağlığı tehlikeye düşürecek gıdalar' ve 'taklit- tağşiş gıdalar' listesinde takviye ürünler de yer alması çok tartışılmıştı. Bakanlığın listesinde 'Takviye Edici Gıda Niteliğindeki Ürünler' başlığı altında ifşa edilen ürünlerle ilgili şaşırtıcı bulgular yer almış; ‘gıda takviyesi' adı altında satılan birçok üründe, 'ilaç etken maddesi tespiti' yapılmış, birçok ürün için de 'beyan edilen madde tespit edilememiştir' uyarısı eklenmişti.
Öte yandan bakanlığın listesinde son yılların en popüler ürünlerinin başında gelen kolajen peptitler de yer almış, satılan ürünlerin bazılarında beyan edilen maddelerin aslında yer almadığı ortaya çıkmıştı.
Kolajen konusu, kelimenin tam anlamıyla bir ‘çılgınlığa’ dönüşmüş durumda. Influencerlar, sosyal medya hesaplarından sürekli kolajen önerileri paylaşıyor, televizyon ve internet reklamlarında da bu ürünleri görüyoruz.
Haberin DevamıHaberlerimizi Google’da Takip EdinEn güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’da tercih edilenkaynak olarak ekleyinÇoğu insan doktor tavsiyesi olmadan, sadece öneri ile içeriğini araştırmadan kolajen kullanıyor. İşin en ilginç yanı ise bakanlığın açıkladığı listede ‘etiketlerinde beyan edilen maddelerin tespit edilemediği’ belirtilen bazı ürünlerin hâlâ e-ticaret platformlarında ‘en çok satılanlar’ kategorisinde yer alıyor olması. Yani çoğu kişi bakanlığın açıkladığı ve içinde ‘kolajen olmayan’ kolajen ürünlerinden haberdar değil.
Peki kolajene gerçekten ihtiyacımız var mı ve bu ürünü satın alırken etiket okuma kuralları neler?
Uzun süredir kolajen peptitleri üzerinde çalışan Gıda Yüksek Mühendisi Handan Doğan, bu popüler ürün hakkında tüm merak edilen soruları yanıtladı.
KOLAJEN TAKVİYESİNE GERÇEKTEN İHTİYACIMIZ VAR MI?
Kolajen aslında vücudumuzun yapıştırıcısı. Yunanca ‘colla’, yani yapıştırıcı kelimesinden geliyor. Cildimizin, eklemlerimizin, saçlarımızın, kemiklerimizin, tendonlarımızın, korneamızın ve damarlarımızın yapı iskeletini oluşturuyor. Aynı zamanda vücudumuzdaki toplam proteinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan en bol protein.
Haberin DevamıAncak kolajen üretimi 25 yaşından itibaren her yıl yaklaşık yüzde 1 oranında azalmaya başlıyor. Vücudumuzdaki ilk yaşlanma belirtileri de kolajen kaybıyla birlikte ortaya çıkıyor. Yaş, yüksek kan şekeri, kronik stres, uykusuzluk, yetersiz beslenme, menopoz, hormon değişimleri ve güneş ışınları bu süreci daha da hızlandırıyor. Vücut bir yandan kolajen üretimini yavaşlatırken diğer yandan yıkımı artırıyor. Bunun sonucunda ciltte kırışıklık ve sarkma, eklemlerde sıvı kaybı, kemiklerde zayıflama, saçlarda dökülme ve damarlarda yapısal değişimler görülebiliyor.
Eksileni yerine koymak, en azından bu kaybı yavaşlatmak gerekiyor. Bunun için kaliteli beslenmeyi, düzenli yaşam alışkanlıklarını ve doğru takviye kullanımını birlikte ele almalıyız. Bu nedenle kolajeni yalnızca cilt ve güzellikle sınırlamak doğru değil, hatta haksızlık. Cilt, kemik, eklem, bağ doku ve damar yapısındaki rolüyle sağlıklı yaş alma yaklaşımının önemli bileşenlerinden biri.
Haberin DevamıSon yıllarda bu alanda çok ciddi bir bilimsel birikim oluştu. Yüksek saflıkta, önerilen dozda ve düşük molekül boyutlarında kolajen almanın en pratik yolu ise takviyeler.
KİMLER, HANGİ YAŞTAN SONRA VE HANGİ MİKTARDA KOLAJEN KULLANMALI?
Kolajen sentezi 25 yaşından itibaren yavaşlamaya başladığı için bu dönemden sonra kullanım daha anlamlı hale geliyor. Ben özellikle 35 yaş sonrasında kolajen desteğini önemli görüyorum.
Ciltte nem ve elastikiyet kaybı yaşayanlar, saçlarında dökülme ve osteoporoz riski bulunanlar, aktif spor yapanlar, fiziksel iş yükü yüksek olanlar ve menopoz dönemindeki kadınlar kolajen desteğinden fayda görebilir. Menopozun ilk beş yılında cilt kolajeninde yaklaşık yüzde 30’a varan kayıplar görülebiliyor. İlerleyen yaşlarda eklem ve bağ dokusu üzerindeki yük artması, dizlerdeki sıvı kaybı problemlerinde kolajen desteği daha da önem kazanıyor.
Haberin DevamıDoz konusunda klinik çalışmalarda günlük 10 gram kolajen peptit öne çıkıyor. Bu miktarı karşılamanın en pratik yolu toz form. Tablet ve kapsüllerdeki 1-2 gramlık dozlar ise genellikle yeterli olmuyor. Kolajen bir takviye edici gıda, ilaç değil. Kronik hastalığı olanların, ilaç kullananların ve gebelerin kullanmadan önce hekimlerine danışması gerekiyor.
İnternette sahte ürün riski gerçekten çok fazla ama yetkili satıcılardan güvenle alınabilir. Eczaneler ise tabii ki en güvenli seçenek. 'Çok satılanlar' listesi ne yazık ki kalite ile eşanlamlı değil. Bakanlığın listesindeki bazı ürünlerin hala o listelerde görünmesi bu gerçeği acı biçimde ortaya koydu. Güvenilir bir ürün için şu sorulara cevap arayın: Markanın arkasında bir Ar-Ge süreci var mı? Üretici firma kayıtlı ve ruhsatlı mı? Sertifikaları mevcut mu? Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taklit-tağşiş listesinde yer almış mı? Bu sorulara cevap verebilen bir marka, satış kanalından bağımsız olarak güvenilir bir seçenek.
Gıda Yüksek Mühendisi Handan DoğanBEYAN EDİLMESİNE RAĞMEN İÇİNDE KOLAJEN BULUNMAYAN ÜRÜNLER PİYASADA... SATIN ALIRKEN BUNU ANLAMANIN BİR YOLU VAR MI?
Bu yalnızca kolajen sektörüne özgü bir sorun değil. Popüler ve pahalı ürünlere talep arttıkça ne yazık ki fırsatçılık da artıyor. Bu nedenle tüketicinin satın alırken birkaç temel noktaya dikkat etmesi gerekiyor.
Haberin DevamıÖncelikle hammadde yüksek saflıkta olmalı; ağır metal ve mikrobiyolojik analizleri yapılmış olmalı. Şeffaf bir marka, sertifikalarını, analiz sonuçlarını tüketiciyle paylaşabilmeli. İkinci önemli konu doz. Ürünün günlük porsiyonunda en az 10 gram kolajen peptidi bulunmasına dikkat edilmeli. Bir, iki gram içeren kapsül ve tabletler genellikle yeterli dozu karşılamıyor.
Bir diğer kritik nokta molekül ağırlığı. Kolajen peptidi dediğimizde 2.000 Dalton’un altındaki küçük moleküllerden söz ediyoruz. Molekül boyutunun küçülmesi, sindirim ve emilim açısından önemli. Kemik suyu ve kelle paça gibi kaynaklardaki jelatinle kolajen peptidi arasındaki temel fark da burada ortaya çıkıyor.
Fiyat da bir gösterge. Kaliteli kolajen, özellikle balık ve tavuk kaynaklı hammaddeler, pahalı hammaddeler. Bu nedenle piyasanın çok altında satılan ürünlere temkinli yaklaşmak gerekiyor. Tüketicilere her zaman ön etiketten çok arka etiketi okumalarını öneriyorum. Doza, içeriğe, katkı maddelerine, üretici firmaya, izin bilgilerine ve sertifikalara mutlaka bakılmalı.
Benim kişisel tercihim ise şeker, şurup, aroma ve gereksiz katkı maddeleri içermeyen toz formlar. Kolajenin tadı ilk başta hoş gelmeyebilir ama ürün ne kadar sade olursa içeriğini değerlendirmek de o kadar kolay olur.
2017'den bu yana kolajen üzerine çalışan ve tüketen bir gıda mühendisiyim. Günlük rutinimde 10 gram toz balık kolajenin yanında kolajen sentezini destekleyen ek bileşenler içeren ve Ar-Ge ile bilimle geliştirilmiş ürünleri tercih ediyorum. Tablet formdaki kolajen miktarı genellikle 1 gram civarında kalıyor, sıvı ürünlerde ise çok fazla aroma, katkı maddesi ve stabilizatör kullanılması gerekiyor. Bu nedenle tercihim kesinlikle toz form. Ayrıca kolajenin en etkin tüketim şekli suya katıp içmek; etkin çözünmesi, midede yüksek emilime ulaşması, etkin sentez için su şart. Ben her akşam 1 ölçek ürünü suyuma katıp içiyorum. Bunun bir nedeni var: Kolajen sentezinin en aktif olduğu zaman gece. 3 ay düzenli kullanıyorum, 1 ay ara verip etkileri gözlemliyorum, sonra rutinime tekrar devam ediyorum. Kolajen bir yapı proteini ve rutin gerektiriyor, düzensiz tüketmek etkilerini hissetmenizi engelleyebilir.
Gıda Yüksek Mühendisi Handan DoğanKOLAJENİ TAKVİYELER DIŞINDA ALMA ŞANSIMIZ YOK MU?
Tabii ki beslenme yoluyla da kolajen sentezini desteklemek mümkün. Ancak besinlerden aldığımız kolajenle, takviyelerdeki kolajen peptitleri aynı şey değil. Et, balık, yumurta ve kemik suyu vücuda kolajen üretimi için gerekli hammaddeleri sağlıyor ama bunların sindirilip küçük peptitlere ayrılması daha uzun bir süreç.
Kolajen sentezi için özellikle glisin ve prolin gibi amino asitler önemli. Bunları et, balık, yumurta ve kıkırdak dokulardan alabiliyoruz. C vitamini ise bu süreç için olmazsa olmaz; turunçgiller, kivi, dolmalık biber ve maydanoz iyi kaynaklar. Çinko ve bakır açısından zengin deniz ürünleri ile kuruyemişler de kolajen sentezini destekliyor.
Ancak yaş ilerledikçe yalnızca beslenmeyle oluşan kaybı kapatmak zorlaşabiliyor. Üstelik günlük 10 gram kolajen peptidine ulaşmak için oldukça yüksek miktarda et veya kemik suyu tüketmek gerekiyor. Bu da beraberinde fazla yağ alımını artırabileceği için uzun vadede sağlıklı bir yaklaşım olmayabilir. Bu nedenle takviyeler daha pratik ve kontrollü bir destek sağlıyor.
Unutulmamalı ki takviye edici gıdalar iyi ve çok yönlü beslenmenin yerini tutamaz, sağlıklı bir beslenmeye destek olarak anlamlı.
Veganlar için en önemli konu ‘vegan kolajen’ konusu. Gerçek anlamda vegan kolajen yok. Çünkü kolajen hayvansal bağ dokuda bulunan bir protein ve bitkisel kaynaklarda doğal olarak bulunmuyor. Piyasada ‘vegan kolajen’ adıyla satılan ürünler aslında kolajen sentezini destekleyen bitkisel bileşenlerden oluşuyor. Bu ürünlere ‘kolajen destekleyici’ demek daha doğru; ancak kolajen peptidi içerdikleri söylenemez, farklı bitkisel peptitler içermektedirler. Veganlar için C vitamini açısından zengin kuşburnu gibi bitkisel kaynaklar ve kolajen sentezini destekleyen formülasyonlar daha uygun bir seçenek olabilir.
Gıda Yüksek Mühendisi Handan Doğan